genis

“Donör ol, hayat kurtar”. Aslında tüm donörlük süreci işte bu cümle kadar yalın, bu cümle kadar basit ve bu cümle kadar onurlu. Peki neden 80 milyonluk ülkede sadece 180 bin donör var? İşin perde arkası da bu cümle kadar güllük gülistanlık olsaydı keşke. Bilmeyenler, bilip harekete geçmeyenler, erteleyenler, üşenenler, yanlış bilinenler…

Belki de Sensin işte her şey yolunda gitsin, çocuklar top oynasın, anneler evlatları sadece eve geç kaldığında endişelensin, dertlerimiz bir tek akşam yemeğine ne pişireceğini bilmemekten, o gün saçına istediğin şekli verememekten, sevdiğinden bir haftalığına ayrı düşmekten ibaret olsun diye bu çarkı döndürmeyi görev edindi. Bilmeyene bildirmek, yanlışın doğrusunu öğretmeye çalışmak için.

İnsanlara kök hücre donörlüğünü öğretirken bana da büyük bir okul oldu Belki de Sensin, asla mezun olmak istemeyeceğim, hayatımın en önemli derslerini öğreneceğim. Kastettiğim yalnızca ekipçe nasıl çalışılır, kurumlarla nasıl görüşülür, nasıl koordine olunur değil. Yardım etmek gerçekten ne demek, umursamak kelimesinin altı nasıl doldurulur, çaresizlik prangalar taksa da ayağına nasıl tökezlemeden ilerlenir, tökezleyip yere düştüğünde o yerden nasıl tekrar ayağa kalkılır… Birbirine tutunmak, perçinlenmek nedir, bu okul hepsini öğretiyor insana.

En önemlisi de, bu okul uçup yanına gittiği melekleri kıskandıracak kadar iyi, bir o kadar güzel Dilara’dan, yani canıma canan Merve ablamdan bana kalan iki büyük mirastan biri. Demir’le birlikte büyüyecek Belki de Sensin. Açtığı yolda, gösterdiği hedefe Demir’le birlikte yürüyeceğiz. Hepimizin dudaklarının arasında iki cümle: Donör ol hayat kurtar. Belki de Sensin.

dilara

aykut

beste

lutfiye

serkan-unvermis

ezgi-kubra

cansel

oznur-onur

melek

hafize

cemre

ozge

simge

seval

Bizim arkadaşın karısı
Yeşim'in kızı var ya
Halil Abinin kızı
Bizim arkadaşın kardeşi
Bir arkadaşımın arkadaşı
Komşu Sevilin gelini
Rukiye Teyzenin torunu
Lenf kanseri olmuş hem de hamile...
Çünkü asla bu hikayedeki kız sen olamazsın. Kanser hep birinin bir tanıdığının başına gelir. Arkadaşının annesi ve yahut annenin bir arkadaşıdır kanser olan. Öyle 27 yaşında doğumuna bir buçuk ay kala mümkün değildir. Hem de kocan o sırada kök hücre bağışçılığında farkındalık yaratmak için İzmir'e koşmayı planlıyorken. Sen ona doğumdan sonra yap beraber koşalım diye diretirken, o sana "bu iş beklemez sadece bizim çocuğumuz yok küçücük çocuklar ilik nakli bekliyor" diyerek alttan alta seni bencillikle suçlarken, 3 yıldır belki de sensin diye başlattığımız donörlük kampanyasıyla kendi başımıza geleceğini hiç düşünmeden uğraşırken kanser olmuş olmam olacak şey değildir. Olsa da bundan çok güzel film olur hikaye olur  duyanlar tarafından anında  kabullenilecek " vah tüh " denilecek bol dualı Allah şifa versinli gözyaşlı sohbetlerin gündemi olacak bir hikaye…

Yarısından çoğu hastanede tedavi altında geçen bir 11 ayım bir de 11 aylık oğlum var. İlk üç ay bazen onu çok özlediğim için çok ağladığım. Ağrıdan acıdan özleyemediğim zamanlar da oldu. O zaman daha çok ağladım. Sonra alıştım bu ilişki biçimine. Zaten alışmak çok kolay bir şeymiş. Kanser; kafana vurarak öğretmeyi seven bir öğretmen.

Bir de kanser olunca etrafında bir koro oluşuyor bazı ezber cümleleri söylemek için toplanmış. Hepsi iyi niyetli sağ olsunlar tabi de;
"Sen çok güçlü bir kadınsın,
Kanserle savaşıyorsun,
Sen kazanacaksın,
Güçlü ol hayata tutun"
Bunların hiçbiri ben değilim. Bunlar ve benzerleri ben kanser olduğumdan beri bana söylenenler. Bana kalırsa kimse yukarıdaki cümlelerde bahsedilen kişi olamaz. Hayata falan tutunmadım, güçlü de olmadım. Sadece Aykut elimden tuttu annem evladımı kucağında tuttu yanımdayken gözyaşlarını tuttu. Onun dışında beni seven herkes bir şeylerin ucundan tuttu. Bir tek ben bir şeylerin ucundan tutmadım ve bir yere tutunmadım. Öylece bıraktım kendimi doktorlara edilen dualara Aykut'un kollarına. Ben bir şey yapmadım her şey benim başıma geldi. Doktorlar bünyemin yaşıtlarımdan da çok güçlü olduğunu bu ağır tedaviyi çok iyi kaldırdığımı söylediler. Bizimkiler gururlandı benimle. Ama bünyem öyleydi 5 yılda bir grip olan bir insandım ben. Uzun süre anne sütü emmişim ondan herhalde.
"Anne sütü"
Benim de mememin içinde vardı ama kemoterapi yüzünden zehirli olduğu için doğum yaptığım ilk gün kestiler sütümü ya da oğlumun sütünü... Biz de çocuğun adını Demir koyduk adıyla müsemma olursa sağlam olur diye.
Hayatım boyunca etken olmayı seçen ben, etkilenen edilgen olan oldum. Teslim oldum ve huzur buldum. Belki de geçmişte fazla müdahil olmaktan kanser olmuştum. Teslim olmak iyi bir şeymiş Allah'a sevdiklerimize, hayata karşı…

Evet, hala iyileşemedim kök hücre nakli olmam gerekiyor ve Türkiye'de bana uygun donör henüz yok. Yurtdışı taraması yapılıyor. Doktorumun alternatif planları da mevcut tedavim sürüyor. Biz iki buçuk yıl önce Belki de Sensin projesini başlattığımızda donör sayısı 30 bindi. Şimdi 180 bin olmuş. Seksen milyonda sadece 180 bin. Eğer bir buçuk milyon olsa sorun çözülecek. Kızılay gönüllü verici merkezlerine gidip basit bir kan verme işlemi için birileri öylesine evlerinde  bekliyor, başka birilerinin hastanelerde ölüm beklediğini bilmeyerek veya umursamayarak. Donör olup eşleşip vazgeçenler var. İnsan olarak yaşamaya devam ettiklerini sanıyorlar. Ben koca kadın bu hastalığa zor dayanıyorum "minicik çocuklar ne yapıyor" diyorum.

Bu hastalık senin ya da bir sevdiğinin de başına gelebilir veya birinin hayatını kurtarabilirsin. Evet evet süper kahraman gibi hayat kurtarabilirsin. Bu işin ne tarafından bakarsan bak Belki de Sensin!

M. Dilara Kurt

Ben aslında sıradan bir vatandaşım. Bir çok insan gibi 9-6 bir işte çalışıyorum. Twitter’a bakarken #MeliseİlikLazım etiketi ile bir çok tweet atıldığını gördüm ve geçtim. Bir kaç tane daha tweet görünce gözüme çarptı. Sonrasında aklıma geldi; bu kampanyadan bir kaç ay önce Twitter’da minik Efe için ilik aranıyordu. Efe’nin öldüğü aklıma geldi ve o an sarsıldım. Kendimi bir çeşit katil gibi hissettim. Donör olmuş olsaydım belki Efe kurtulacaktı? Yapmam gereken çok basit bir işlemdi; gidip bir tüp kan verecektim veya gidemiyorsam da kargolayacaktım. Belki de Efe hala bizimle olacaktı.

Belki de Sensin projesini Aykut’la ortak arkadaşlarımız aracılığıyla duymuştum. Merak edip siteye girdiğimde beni Gizem Çınar’ın videosu karşıladı. Sıcacık, hastalığına rağmen hayat dolu, gözleri ışıl ışıl parlayan bir kardeşimizdi. Biraz tebessüm ederek biraz hüzünlenerek seyrettim Gizem’in videosunu. Onun konuşması bittiğinde ” Gizem’in artık donöre ihtiyacı yok. Uygun ilik bulunamadığı için 2014 yılının ilk günlerinde Gizem’i kaybettik.Onun o kadar geniş bir yüreği vardı ki bıraktığı mektubunda kimsenin üzülmesini istemiyordu.O sadece herkesin sağlığına kavuşmasını istiyordu” yazılarıyla sarsıldım. Umut dolu o küçük kız artık yaşamıyordu. Günlerce etkisinden çıkamadım. Bugüne kadar bir şey yapmamanın suçluluğu çökmüştü üzerime. İşte o gün ben bu projenin bir parçası oldum.

Bir elin parmakları kadardık Belkide Sensin projesine dahil olduğumda. Aykut’la ortak bir arkadaşımız projeden çok kısa bahsetmiş ona yönlendirmişti. İlk iş bir web sayfası olduğunu öğrenip onu açmaktı, o andan itibaren de içine çekip almıştı zaten hikayesi. Çünkü çocuklar ölüyordu, insanlar ölüyordu ve biz bir şeyler yapmalıydık, yapabilirdik. Sonra Aykut’la görüştük söylediği tek bir cümle beni derinden etkilemişti “ben de donör olana kadar geçen süre için kendimi katil gibi hissetmiştim” Sindirmem zaman almıştı bu cümleyi. Hele de 9 yıl sağlık sektöründe, kanser teşhis ve tedavisinde kullanılan radyofarmasötikleri üreten bir şirkette çalışmış olup konudan bu kadar bihaber olmak ağır gelmişti.

O gün bugündür projenin bir parçasıyım; dost, arkadaş, akraba, şirket, holding, fabrika demeden ulaşıp farkındalık çalışmaları yürütüyoruz, bilinçli donör olma sürecini anlatıp  “donör ol hayat kurtar” diyoruz, “kanında bir hayat bir gizli” diyoruz ve bizim ülkemizde de insanların özellikle de çocukların uygun donör bulunamadığı için ölmediği zamanları hayal ediyoruz. Bunun olacağına da gönülden inanıyor ve var gücümüzle çalışıyoruz.

Hikayem aslında çok basit 3 kelime 1 cümle.
“Çocuklar boşuna ölüyor. “
Aykut’un ağzından çıkan bu cümle bende vurucu bir etki yaratarak proje için bir seyler yapma ihtiyacı uyandırdı. Yapılacak ilk iş donör adayı olmaktı. Hemen eşimle beraber gidip donör adayı olduk. O küçük bir tüp kanı verip çıktığımızda hissettiğimiz ortak duygu “iyi bir şeyler yapmış olma” hissiydi.
Yeterli miydi? Hayır!
Etrafımızdaki yakınlarımızı arkadaşlarımızı donörlüğe yönlendirdiğimizde gördük ki eksik yetersiz ve yanlış bilgilere sahipler. Öncelikli verdiğimiz karar, donörlüğün ve süreçlerinin ne kadar kolay olduğunu insanlara anlatmaktı. Bu niyet ve kararlılıkla belki de sensin ekibinin resmi bir parçası olarak Antalya’da gönüllü hizmete başladık.